Dünya genelinde demans hastalığına yakalanan kişi sayısı her yıl artarken, bu hastalığın risk faktörlerinin büyük bir kısmının önlenebilir olduğu belirtiliyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) 15 Temmuz'da yaptığı açıklamaya göre, dünya genelinde 57 milyondan fazla kişi demans ile yaşamaktadır ve her yıl yaklaşık 10 milyon yeni tanı konulmaktadır.
Demans ve Alzheimer
Demans, beyin hücrelerinin zamanla ölümü sonucu hafıza kaybı, bunama ve bilişsel fonksiyonların azalması ile karakterize edilen bir hastalıktır. Demansın en yaygın türü olan Alzheimer hastalığı, vakaların yüzde 60 ila 70'ini oluşturmaktadır. 1906 yılında Alman psikiyatrist Alois Alzheimer tarafından tanımlanan bu hastalık, günümüzde "21. yüzyılın kabusu" olarak nitelendirilmektedir.
Küresel Etkileri
Demans, küresel çapta yedinci en önde gelen ölüm nedeni olarak kabul edilmektedir. Hafızayı, düşünmeyi ve günlük aktiviteleri gerçekleştirme yeteneğini etkileyen bu hastalık, beyne zarar veren birçok farklı hastalıktan kaynaklanabilir. 2019 yılında demansın küresel maliyetinin 1,3 trilyon dolar olduğu tahmin edilmekte, bu rakamın 2030 yılına kadar 1,7 trilyon dolara, 2050 yılına kadar ise 2,8 trilyon dolara ulaşması beklenmektedir.
Önlenebilir Risk Faktörleri
DSÖ, demans hastalığının kesin bir tedavisinin bulunmadığını belirtirken, demans riskinin yüzde 45'inin "önlenebilir veya geciktirilebilir" olarak değerlendirildiğini ifade etmektedir. Tütün ve alkol kullanımı, sosyal izolasyon, fiziksel hareketsizlik, hava kirliliği, yüksek tansiyon ve diyabet gibi değiştirilebilir risk faktörlerinin, demans hastalığına yol açabileceği vurgulanmaktadır. Ayrıca, düşük ve orta gelirli ülkelerde demans hastalarının oranının 2050 yılına kadar yüzde 71'e yükselebileceği öngörülmektedir.
Alzheimer hastalığının erken belirtilerinin genellikle 60 yaşından sonra ortaya çıktığı, ancak daha genç bireylerde de görülebileceği belirtilmektedir. Yüksek gelirli ülkelerde demans vakalarının yalnızca yüzde 20 ila 50'sinin birinci basamak sağlık hizmetlerinde kayıt altına alındığı, bu durumun düşük ve orta gelirli ülkelerde daha büyük bir tedavi açığı oluşturduğu ifade edilmektedir.




