Son günlerde yaşanan gerçeklikler arasında en ağır basan duygu utanç olarak öne çıkıyor. Bu duygu, seçimlerin halk iradesini yok sayması ve İstanbul'da 15 belediye başkanının görevden alınması gibi olaylarla daha da belirginleşiyor. Yazar, utanç duygusunu, bireyin kendi yetersizliklerini ve davranışlarındaki uygunsuzlukları fark etmesiyle bağlantılı olarak tanımlıyor.
İki 12 Eylül Dönemi
Türkiye'nin yakın tarihinde iki önemli 12 Eylül var. Birincisi 1980 yılında gerçekleşen askeri darbe, ikincisi ise 2010 yılında yapılan anayasa referandumu. İlk 12 Eylül, hukukun, eğitim ve insan haklarının yok sayıldığı bir dönemi simgeliyor. İkinci 12 Eylül ise sivil otoritenin kararlarıyla şekillenen bir süreci ifade ediyor; bu süreç, devletin tüm imkanlarının kullanılarak 'evet' oyu için baskı yapılmasını içeriyor.
Vicdan ve Utanç
Yazar, utanç duygusunun kökenlerinin çocuklukta, aile içinde ve eğitimde atıldığını vurguluyor. İyi ahlaklı bir insanın utanç duygusundan yoksun olamayacağını belirtiyor. Ayrıca, toplumda yaşanan haksızlıklar karşısında bireylerin vicdanlarının sustuğunu ve bunun utanç duygusunu da beraberinde getirdiğini ifade ediyor.
Sanat ve İktidar İlişkisi
Sanatın özünde muhalefet etme gücü bulunduğunu belirten yazar, günümüzde sanat ve kültür dünyasında iki farklı kesim olduğunu dile getiriyor. Bir grup iktidara biat ederken, diğer grup ise direniş gösteriyor. Bu durum, sanatın ve sanatçının toplumda üstlendiği rolü sorgulatıyor. Yazar, insanın yaptığıyla yüzleşme cesaretinin önemine dikkat çekiyor.
Sonuç olarak, utanç duygusunun birey ve toplum üzerindeki etkileri, Türkiye'nin siyasi geçmişiyle iç içe geçmiş durumda. Yazar, bu durumun sadece siyasi bir mesele olmadığını, aynı zamanda vicdan ve insan onuruyla ilgili bir sorun olduğunu vurguluyor.




