1999 yılında hayatını kaybeden Zehra Kısaoğlu ve Süheyla Kaya'nın kemikleri, 21 Eylül sabahı Kilyos'ta, kaldırımın altında yapılan kazıda çıkarıldı. Ailelerin verdiği DNA örnekleri ile kimlikleri belirlenen bu iki kadının cenazeleri, yıllar sonra yeniden toprağa verilmek üzere ailelerine teslim edilmek için bekliyor.
Geçmişin İzleri
Kilyos'taki kaldırımı sadece bir beton parçası olarak görmek mümkün değil. Bu alan, geçmişte yaşanan acıların ve kayıpların sembolü haline gelmiş durumda. 2017 yılında Garzan Mezarlığı'ndan çıkarılan cenazelerin ardından, uzun süren DNA işlemleri ve ailelerin başvuruları sonrasında bazı cenazeler ailelerine teslim edilmiş, bazıları ise İstanbul'a getirilerek kaldırıma gömülmüştü. Şimdi ise aileler, çocuklarının kemiklerini yeniden toprağa vermek için bir kaldırım taşının kaldırılmasını bekliyor.
Yas ve Belirsizlik
Zehra ve Süheyla'nın hikayesi, Kürtlerin yakın tarihindeki derin acılara ve belirsizliklere işaret ediyor. Yasın tamamlanabilmesi için kaybedilen kişinin öldüğünü kabul etmek ve onun nerede olduğunu bilmek gerekiyor. İnsan, mezar karşısında yokluğu somutlaştırarak, kaybettiklerini anma ve onlarla yüzleşme fırsatı buluyor. Bu süreçte, toplumsal hafızanın ve geçmişin konuşulabilmesi büyük bir önem taşıyor.
Barış ve Hafıza
Türkiye, şu günlerde barış müzakereleri ve toplumsal uzlaşma konularını tartışıyor. Ancak geçmişin acılarını da unutmadan ilerlemek gerektiği vurgulanıyor. Barış, sadece silahların susması değil, aynı zamanda insanların geçmişle yüzleşebilmesi ve kaybettikleriyle barış içerisinde yaşayabilmesi anlamına geliyor. Her insanın bir mezarının olması gerektiği düşüncesi, demokrasinin bir ölçüsü olarak değerlendiriliyor.
Yakın bir zamanda Süheyla ve Zehra'nın yeni mezar taşları olacak. Bu taşlar, savaşın getirdiği acıların ve kayıpların anısına birer simge olarak duracak. Barış, ölüleri eve, yaşayanları hayata döndürme arayışıdır. Bu süreç, insanların hayatlarına yeniden dönme isteğiyle şekilleniyor.




