Son iki haftadır Türkiye, büyük bir fon krizini tartışıyor. 1 trilyon liraya yakın bir portföyün akıbeti belirsizliğini korurken, konuyla ilgili hukuki süreç devam ediyor. Her gün yeni gelişmeler yaşanıyor. Ancak bu süreçte, vergisel boyutların da göz önünde bulundurulması gerektiği ifade ediliyor.
Vergi Ayrımcılığı
Türkiye'de uzun yıllardır emek-sermaye dengesi açısından sermaye lehine pozitif vergi ayrımcılığı yapıldığı belirtiliyor. Menkul kıymet yatırım ortaklıkları ve fonları, elde ettikleri kazançlar üzerinden ne kadar kurumlar vergisi ödüyor? Bu fonların yaptığı işlemlerden dolayı ödediği Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) de merak konusu.
Stopaj Oranları
Hisse senedi ağırlıklı fonlarda katılma payının fona iadesi sırasında elde edilen kazanç üzerinden yapılan stopaj oranları dikkat çekiyor. Para piyasası fonlarında gelir vergisi stopaj oranı yüzde 10 olarak belirlenmiş durumda. Bu stopaj, nihai vergileme haline geliyor. Diğer yandan, Borsa İstanbul'dan hisse senedi alıp satmak, gayrimenkul yatırım ortaklıkları ve fonları gibi birçok alanda vergi teşvikleri sağlanıyor.
Vergi Yükü
Sermaye sahiplerine sağlanan bu vergi imtiyazlarının yanı sıra, asgari ücretten vergi alınmadığı da hatırlatılıyor. Gelir vergisinin yüzde 92'sinin stopaj yoluyla tahsil edileceği, bunun büyük bir kısmının ücretli emekçilerden alınacağı ifade ediliyor. İşçilerin, patronlardan daha fazla vergi ödeyeceği belirtiliyor.
Çözüm Önerileri
Ülke fon krizini tartışırken, fonlara ve sermaye sahiplerine tanınan vergi imtiyazlarının da gözden geçirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca, işçilerin zorunlu harcamalarını matrahlarından düşebilmeleri için bazı düzenlemelerin yapılması gerektiği savunuluyor. Anayasa'nın 73. maddesi gereği, herkesin mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğu hatırlatılıyor ve bu bağlamda ücretlilerin de bir ayrıcalığa sahip olması gerektiği ifade ediliyor.




