BBVA Research tarafından yayımlanan "Türkiye - Savunma Sanayisi Potansiyeli" raporuna göre, Türkiye'de savunmayla ilişkili sektörlerin ekonomideki önemi giderek artıyor. Raporda, küresel savunma talebinin jeopolitik gerilimler ve artan askeri harcamalar nedeniyle yapılandırıldığı ifade ediliyor.
Avrupa'nın Savunma Kapasitesi
Raporda, Avrupa'nın güçlü bir savunma sanayisi altyapısına sahip olmasına rağmen üretim ölçeği ve hız açısından önemli zorluklarla karşılaştığı belirtiliyor. Avrupa'nın en belirgin kapasite açıklarının entegre hava ve füze savunması, insansız hava araçları (İHA) ve bu sistemlere karşı koruma, gezici mühimmatlar ve uzun menzilli ateş gücü gibi alanlarda yoğunlaştığı vurgulanıyor.
Türkiye'nin Avantajları
Türkiye'nin mevcut savunma sanayisi kapasitesi ile Avrupa'nın ihtiyaçları arasında yüksek bir eşleşme potansiyeli olduğu ifade ediliyor. Özellikle İHA ve taarruz dronları ile mühimmat ve patlayıcılar konusundaki işbirliği fırsatları öne çıkıyor. Ancak, Türkiye'nin Avrupa savunma pazarına daha fazla entegre olabilmesi için ortak üretim, yerel montaj ve teknoloji paylaşımı gibi modellerin benimsenmesi gerektiği kaydediliyor.
İstihdam ve İhracat Hedefleri
Türkiye'de savunma sektöründe yaklaşık 176 bin 700 kişinin istihdam edildiği bilgisine yer veriliyor. 2025 yılı itibarıyla savunma sektörü ihracatının 10 milyar dolara ulaşması hedefleniyor. Ayrıca, Türkiye'nin savunma sanayisi açısından fırsatların yalnızca Avrupa ile sınırlı olmadığı, ihracat pazarlarının Afrika, Asya ve Körfez ülkelerine doğru çeşitlendiği ifade ediliyor.
Gelecek Vizyonu
Raporda, Türkiye'nin gelecekteki rekabet gücünün yalnızca mevcut platformların üretimi ile değil, aynı zamanda yapay zeka, otonom sistemler ve siber güvenlik gibi ileri teknolojilerdeki ilerlemeyle de bağlantılı olduğu vurgulanıyor. Türkiye'nin esnek üretim kapasitesi ve modern savaş alanlarındaki tecrübesi, Avrupa'nın savunma ihtiyaçları açısından tamamlayıcı bir ortak konumunda olmasını sağlıyor.
Sonuç olarak, Türkiye ile Avrupa arasında savunma işbirliğinin etkili bir şekilde yönetilmesi halinde, bu alanın önümüzdeki on yılın en önemli endüstriyel fırsatlarından biri olabileceği öngörülüyor.




