İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, vatandaşların mağduriyetine neden olan fon soruşturmasında Tera Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen ile eski Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk'ün ifadelerini aldı. Soruşturma, Tera'nın fonlarında toplanan paraların şirket hisselerini yükseltmek için kullanılıp kullanılmadığını araştırıyor.
Savcılığın Soruları
Savcılık, Tezmen'e Tera'nın hisselerini yükseltmek amacıyla elden para alınıp alınmadığını ve 9 milyar liralık piyasa değerinin nasıl 620 milyar liraya çıktığını sordu. Tezmen, bu artışın şirketin büyümesi ve yatırımları ile ilgili olduğunu ifade etti. Ayrıca, Tera fonlarının grup şirketlerine yatırım yapmasının hukuken yasak olmadığını belirtti.
Alper Öztürk'ün Açıklamaları
Eski Genel Müdür Alper Öztürk, bazı fon alımlarını "hâkim ortağın iradesinin yansıması" olarak tanımladı. Öztürk, portföy yöneticisinin kararlarının bağımsız olarak alınamayacağını, bu kararların üst yöneticiler tarafından verildiğini ifade etti. Öztürk ayrıca, Vişne Madencilik hisseleri ile ilgili işlemlerden rahatsız olduğunu ve bu işlemlerin SPK incelemesine tabi olduğunu belirtti.
Fonların Kullanımına Yönelik İddialar
Savcılık, Tera fonlarının grup şirketlerinin hisselerini almak ve fiyatlarını yükseltmek için kullanılıp kullanılmadığına yönelik sorular yöneltti. Tezmen, böyle bir ilişkiyi kesin bir dille reddetti. Ayrıca, Tera PYŞ'nin temerrüde düşmesi nedeniyle mağdur olan binlerce vatandaşın durumundan dolayı kendisini sorumlu hissedip hissetmediği sorulduğunda, yaşananlardan üzüntü duyduğunu ancak yöneticilerin bir kusuru bulunmadığını savundu.
Para Transferleri Üzerine İnceleme
Savcılık, Tezmen'in çeşitli şirketlere yaptığı büyük para transferlerini de sorguladı. Tezmen, bu işlemlerin banka sermaye artırımı ile bağlantılı olduğunu düşündüğünü belirtti. Ayrıca, toplam para transfer hacminin 2024'te 210 milyon liradan 2025'te 5,87 milyar liraya yükselmesi dikkat çekti.
Soruşturma, Tera Grubu'nun fonlarının kullanımı ve yönetimi ile ilgili detayları ortaya çıkarmaya yönelik devam ediyor. Vatandaşların mağduriyetine yol açan bu olay, İstanbul'daki finansal sistemin güvenilirliğini sorgulatan önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor.




