İstanbul, 14 Ekim tarihinde etkili olan şiddetli yağışlarla birlikte ciddi su baskınları, ulaşım aksaklıkları ve can kayıpları ile karşı karşıya kaldı. İstanbul Valiliği'nin verilerine göre, bu tarihte 1.277 su baskını, 15 heyelan ve 47 mahsur kalma olayı kaydedildi. Beykoz-Ömerli bölgesinde metrekareye 193,84 kilogram yağış düştü.
Selin Nedenleri
Uzmanlar, İstanbul'un bu tür şiddetli yağışlarda neden bu denli sular altında kaldığını araştırıyor. Bilimsel çalışmalar, sorunun yalnızca yağış miktarından değil, kentin suyu nasıl yönettiğinden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Seda Ertan ve Rahmi Nurhan Çelik'in 2021 yılında yayımladığı araştırma, Kağıthane Deresi havzasındaki 1.653 hektarlık alanı inceledi. Araştırma, yeşil çatılar ve su geçiren yol yüzeyleri gibi uygulamaların yüzey akışını ve taşkın tehlikesini azaltabileceğini gösterdi.
Geçirimsiz Yüzeylerin Etkisi
Asfalt ve beton gibi geçirimsiz yüzeylerin, yağmur sularının hızla yüzeyden akmasına neden olduğu vurgulanıyor. Bu durum, drenaj sistemlerine ulaşan su miktarını artırarak taşkın riskini yükseltiyor. İstanbul'un en büyük sel felaketlerinden biri ise 9 Eylül 2009'da yaşandı ve bu olayda 32 kişi hayatını kaybetmişti. Sezar Gülbaz ve çalışma arkadaşlarının yaptığı araştırmada, su derinliğinin bazı kritik noktalarda 11 metreye kadar çıktığı belirlendi.
İklim Değişikliği ve Sel Riski
2022 yılında yayımlanan bir başka araştırma, yağışın yanı sıra geçirimsiz yüzeylerin ve drenaj ağının taşkın tehlikesini artırdığını ortaya koydu. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) raporları, küresel ısınmanın aşırı yağışların şiddetini artırdığını gösteriyor. Sıcaklık artışının, atmosferin su buharını tutma kapasitesini artırması, İstanbul'daki sel felaketlerinin iklim değişikliği ile bağlantısını güçlendiriyor.
Çözüm Önerileri
Araştırmalar, sel riskinin azaltılması için yalnızca daha büyük tahliye kanallarının yeterli olmayacağını vurguluyor. Dere taşkın alanlarının korunması, geçirgen yüzeylerin artırılması ve yeşil altyapı uygulamalarının hayata geçirilmesi gerektiği belirtiliyor. Uzmanlar, kentlerin sadece yağmurdan korunmasının yeterli olmadığını, aynı zamanda yağmurla birlikte yaşayabilecek şekilde planlanması gerektiğini ifade ediyor.




