İstanbul, 30 Eylül 2023 tarihinde etkili olan yoğun yağışla birlikte bir kez daha felaketle karşılaştı. Kimi ilçelerde metrekareye 100 kilogramı aşan yağış kaydedildi. Beykoz'da 242, Eyüpsultan'da 190.5 ve Sarıyer'de 187.9 kilogram yağmur düştü. Bu durum, yolların göle dönmesine, altgeçitlerin su altında kalmasına ve birçok insanın mahsur kalmasına yol açtı. İlk belirlemelere göre, 2 bin 518 ihbar yapıldı, 1277 su baskını ve 15 heyelan meydana geldi. Ne yazık ki can kayıpları da yaşandı.
İklim Değişikliği ve Yanlış Kentleşme
Bu olağanüstü yağışın, iklim değişikliğiyle birlikte daha sık hale gelen aşırı hava olaylarının bir sonucu olduğu biliniyor. Ancak İstanbul'u felakete sürükleyen yalnızca yağmur değil, yıllardır uygulanan yanlış kentleşme politikalarıdır. Yağmur ve sel doğal olaylar olmasına rağmen, bu olayların felakete dönüşmesinde insan eliyle alınan kararların büyük bir payı var.
İstanbul’un büyüme hikayesi herkesin malumu. Öncelikle boş arazilere gecekondu yapıldı, ardından bu yapılar yasallaştırıldı. Zamanla bu yapılaşma, rezidanslar ve alışveriş merkezleri gibi büyük projelerle devam etti. Yeşil alanlar azaldı, toprak betonla kaplandı ve dere yatakları daraltıldı. Bu nedenle her aşırı yağışta şaşırıyoruz. Oysa İstanbul’un dere envanteri yıllardır tehlikeyi gözler önüne seriyor.
Dere Yatakları ve Alınan Önlemler
İSKİ'nin 2023'te yaptığı çalışmada 2 bin 772 dere incelendi ve toplam uzunluk yaklaşık 3 bin 919 kilometre olarak belirlendi. İSKİ yönetimi, derelerin önemli bir kısmının imar düzenlemeleri ve işgaller nedeniyle değiştirildiğini belirtti. 1997 yılında hazırlanan bir raporda ise incelenen 174 derenin 58'inin çok tehlikeli olduğu ve riskli alanların boşaltılması gerektiği vurgulanmıştı. Bu uyarılara rağmen, yıllar içinde birçok dere yatakları yapılaşmaya açıldı.
Geçmişte yaşanan felaketler de bu durumu gözler önüne seriyor. 2009 yılında Ayamama Deresi'nin taşması sonucu 31 kişi hayatını kaybetmişti. O tarihten sonra aynı bölgede yeni imar hakları verilmesi, bu durumun tekrarlanabileceği endişesini artırıyor. İstanbul’un farklı bölgelerinde dere koridorları yapılaşma baskısı altında kalmış, bazı dereler beton kanallara alınmış ve taşkın alanları daraltılmıştır.
Gelecek İçin Alınması Gereken Önlemler
Son yağışta alınan önlemler sayesinde daha büyük bir felaketin önüne geçildiği belirtiliyor. Ancak afet yönetimi yalnızca felaket sırasında değil, öncesinde riskleri azaltmakla da ilgilidir. İklim değişikliği gerçeği karşısında, dere yataklarına yapı izni vermek, yeşil alanları betonlaştırmak ve kentin taşıma kapasitesini göz ardı etmek, siyasi ve ekonomik tercihlerdir. Bu durumun sorumluları arasında imar planlarını değiştirenler, yapı yoğunluğunu artıranlar ve bilim insanlarının uyarılarını görmezden gelenler bulunmaktadır.
İstanbul’un geleceği için daha fazla yapılaşmanın sınırlandırılması ve doğal alanların korunması gerektiği vurgulanıyor. Bu bağlamda, İstanbul’un daha kaç büyük yağmurda aynı sınavı vermesi gerektiği sorusu gündeme geliyor. Yağmuru durdurmak mümkün değil, ancak kentin geleceğini şekillendiren kararları sorgulamak elbette mümkün.




