İstanbul'un Ahırkapı açıklarında 24 Temmuz 1961 tarihinde denizde insan bedenine ait parçaların bulunması, polisin dikkatini çekti. Yapılan incelemeler sonucunda, denizden çıkarılan parçaların 40-50 yaşlarında bir erkeğe ait olduğu değerlendirildi. Cesedin başı ve bazı uzuvlarının kaybolmuş olması, olayın cinayet olup olmadığı konusunda soru işaretleri doğurdu. İlk belirlemelere göre, cesedin boğulma sonucu hayatını kaybeden birine ait olduğu ve bir gemi pervanesine kapılarak parçalandığı öne sürüldü.
Kayıp Başvurusu ve İsmail'in Rolü
Bir hafta sonra, 35 yaşındaki Fatma, 55 yaşındaki eşi Haydar'dan haber alamadığını bildirerek kayıp başvurusu yaptı. Fatma'nın başvurusu üzerine, Haydar'ın bulunması için araştırmalar başlatıldı. Olayla ilgili olarak, Ahırkapı açıklarında bulunan cesedin Haydar'a ait olabileceği ihtimali gündeme geldi. Polis, Fatma'dan Haydar'ın fiziksel özellikleri hakkında bilgi aldı ve yapılan araştırmalar sonucunda cesedin Haydar'a ait olduğu belirlendi.
İsmail'in İtirafı
Haydar'ın kaybolduğu günlerde onunla aynı evde yaşayan 18 yaşındaki İsmail'in ifadeleri, cinayet soruşturmasının seyrini değiştirdi. İlk ifadesinde Haydar'ın kaybolmasıyla ilgili anlattıkları çelişkili bulununca, İsmail yeniden sorguya alındı. Gözyaşları içinde, Haydar'ı kendisinin öldürdüğünü itiraf eden İsmail, olay gecesi aralarında çıkan tartışma sonrası Haydar'ı bayılttığını ve ardından cesedi parçaladığını anlattı.
Cesedin Parçalanma Süreci
İsmail, Haydar'ın başını, kollarını ve ayaklarını kesip cesedi iki sepete ve bir bidona yerleştirdi. Daha sonra, bu parçaları denize atmak için bir sandal kiraladı. Sandalcıya, "Kokmuş bir keçi var, onu denize atacağım" diyerek yalan söyledi. İki sepeti Galata Köprüsü yakınlarına, gövdeyi ise Sarayburnu açıklarına attı. İsmail'in itirafı ve ceset parçalarının bulunması, olayın cinayet olduğunu ortaya koydu ve İstanbul'da büyük bir infial yarattı.




