Suriye İnsan Hakları Topluluğu (AHRS), Suriye'de kadın ve kız çocuklarına yönelik kaçırma vakalarının bağımsız mekanizmalar tarafından soruşturulması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) çağrı yaptı. AHRS, İsveç merkezli Anat for Justice and Human Rights (ANAT) ile birlikte yürüttüğü çalışmalara dayanarak, Ocak 2025 ile Ağustos 2026 arasında 101 kadın ve kız çocuğunun kaçırılma vakasını belgelediğini açıkladı.
Kaçırılanların Profili
AHRS Yönetim Kurulu Üyesi Hamide Rencüs, 3 Kasım'da TBMM'de yaptığı açıklamada, kayıt altına alınan kişilerin 87'sinin Alevi, dokuzunun Sünni, üçünün Şii ve ikisinin Hristiyan olduğunu belirtti. Rencüs, ayrıca 32 kişinin 18 yaşından küçük olduğunu ve 32 kişinin hâlâ kayıp olduğunu aktardı. Geri dönen 66 kişinin yanı sıra, en az iki kişinin zorla evlendirildiği bilgisi de paylaşıldı.
TBMM'deki Destek
Rencüs'ün açıklamasına, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) temsilcisi Türkan Akbıyık ile farklı partilerden milletvekilleri de katıldı. AHRS, TBMM üyeleri ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'ndan, Suriye'de kadın ve kız çocuklarına yönelik kaçırma vakalarına karşı harekete geçmelerini talep etti.
Uluslararası Talepler
AHRS, ABF ile birlikte uluslararası kamuoyuna, Avrupa Birliği'ne, Almanya ve Türkiye'ye seslenerek bazı taleplerde bulundu. Uluslararası Af Örgütü, 28 Temmuz 2025 tarihinde yayımladığı bir araştırmada, Lazkiye, Tartus, Humus ve Hama'da en az 36 Alevi kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığına dair güvenilir bildirimler aldığını belirtmiştir. Bu vakalardan sekizinin detaylı olarak belgelenmesi, güvenlik güçlerinin soruşturmaları yeterince etkili bir şekilde yürütmediğini ortaya koymaktadır.
Birleşmiş Milletler insan hakları mekanizmaları da Temmuz 2025 tarihli ortak yazılarında, Alevi kadın ve kız çocuklarını hedef alan kaçırma ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet örüntüsüne dikkat çekmiştir. BM uzmanları, bazı vakalarda geçiş yönetiminin anlamlı soruşturmalar ya da koruma tedbirleri almadığına dair iddiaları hükümete sordu.
Avrupa Birliği İltica Ajansı'nın (EUAA) Temmuz 2026 tarihli Suriye değerlendirmesi ise, kadınların ve kız çocuklarının çatışma, yerinden edilme ve ayrımcı uygulamalar karşısındaki risklerine vurgu yapmıştır.




